tam şu anda harem’den kalkan ve karamürsel’e yola çıkan bir otobüsün içindeyim. yolcuları kontrol etmek için seslenen muavinin sesi çok tanıdık geldi, kafamı bir kaldırdım ortaokuldaki her işe yetişen, biraz da huysuz okul görevlimiz Fatih Abi. beni tanımadı tabii ama yaşlanmasına, yüzüne oturmuş yorgunluklara rağmen en son on dört yaşımdayken gördüğüm bu adamı tanıdım. muhtemelen emekli ama hala daha çalışması gerektiği için saatin 22.00 olmasına, hala karamürsel’de oturuyorsa 01.00 gibi anca karamürsel’e varacağımıza ve evine 02.00 gibi anca gidecek olmasına rağmen çalışıyor. 


"Ağustosböceği yüksek bir binada çalışıyor.

Veri giriş memuru. On yedi yıl. 

Hastalık izni yok. Hata yok.

Tok tok tok!"


onu görünce aklıma iki hafta önce eski çalıştığım yerden çok sevdiğim bir abimin ölüm haberini aldığım geldi. yine tüm tatlı/huysuz hallerine rağmen bizi düşünen ve kollayan bu adam da emekli olmasına rağmen beden içşisi olarak çalışmaya devam ediyordu ve en sonunda pes edip -sanırım iki buçuk sene önce gerçekten emekliye ayrılmıştı. annemi ziyaret ettiğim zamanlar sahilde, çarşıda karşılaşınca bir iki selamlaşıp konuştuğumuzda bile onu gördüğüme çok mutlu olurdum. ailesine -özellikle eşine karşı özendiğim bir tutumu vardı. 


yine bu abimi düşünmek aynı yerden tanıdığım ve sanırım bir yıla yakın süre önce vefat ettiğini anımsadığım bir başka abimi hatırlattı. yine hayatının tamamını beden işçisi olarak geçirmiş, yaşının hastalığının yorgunluğuyla devam etmeye çabalıyordu. emekli olmaya çalıştığı günleri, primlerini tekrar tekrar kontrol ettirip bu kadar kaldı, şu kadar ödeme çıktı hesaplarını hala hatırlıyorum. bir şekilde emekli olmasına rağmen çalışmaya devam etmişti ve yanlış hatırlamıyorsam o da gerçekten emekliye ayrıldıktan yaklaşık iki sene sonra vefat etti. 


bu insanları anmak, hatırlamak da aklıma taa geçen kasım tüyap zamanı okuduğum Ağustosböceğini hatırlattı. sözde düzenleyici sistemler tarafından vaadedilen emeklilik huzuru için hayatları boyunca girdikleri onca yük ve katlandıkları zorlukların karşılığında “ohh be.” diyemeden giden hayatları arada tekrar hatırlamak için de o zaman çektiğim bu fotoğrafları şuralara bırakmış olmak istedim.


"İnsanlar işlerini yapmıyor. 

Ağustosböceği hep mesaiye kalıyor. İşleri o bitiriyor.

Ağustosböceği’ne teşekkür yok.

Tok tok tok!"